Monday, December 18, 2006

VANDALİZM.....

Tuesday, April 11, 2006

Vandalizm; bilgisizlik yüzünden ya da zevk için kamu malları ya da sanat yapıtlarını büyük zararlara yol açarak yıkmak ve bu yıkımı kendi başına bir amaç durumuna getirmektir. "Kırıp geçirmek" anlamında kullanılan bu kavrama yaygın biçimde Fransız Devrimi sırasında rastlanmasına karşın daha eski zamanlardan beri görüldüğü bilinmektedir. Kavimler göçü sonrasında barbar "Vandal"lar eski Roma ve Yunan medeniyetlerinin sanat eserlerini tahrip edip, yağmalamışlardır. 1790'da krallığın, soyluların ve din adamlarının ayrıcalıklarına ilişkin arşiv belgelerinin yakılması emredildi. Buna göre; Paris'teki heykel ve anıtlar kaldırılacak, bronzdan yapılmış olanlar top ve tüfek yapımında kullanılacak, altın olanlar eritilip külçe haline getirilecek, günlük araç ve gereçler de eritilecekti. 19. yüzyıldan başlayarak koruyucu önlemler geliştirilmeye çalışıldıysa da, vandalizm tümüyle önlenemedi. Günümüzde modern kentlerde estetik ve güzel olan her şeye, ortak yaşam alanlarına saldırı olarak karşımıza çıkmaktadır. Batı Avrupa ülkelerinde, şiddetin benzer biçimi olan holiganizm gibi vandalizm de güncel bir toplumsal sorundur. ABD'de yapılan bir araştırmada, son yıllarda vandalların ve hırsızların özellikle yaşlı nüfusa karşı saldırılarında artış olduğu görülmüştür. San Francisco'da demiryollarına yönelik vandalist saldırılarda artış olduğu bildirilmiştir. Vandalizmin psikiyatrik yönü antisosyal kişilik bozukluğu olarak tanımlanmıştır. Erkek bireylerde daha sık görülmektedir. Kadınlarda daha az rastlanmasına karşın, antisosyal kişilik bozukluğu olan genç annelerin eşlerine ve çocuklarına karşı şiddet içeren davranışlarda bulunduğu bildirilmiştir. Vandalizmin özellikle ergenlik çağında ilaç, uyuşturucu ve alkolün kötüye kullanımıyla ilişkili olduğu saptanmış olup; kokain kullanan gençlerde %57 oranında bu tür davranışlar görülmüştür. Özellikle sosyoekonomik düzeyi düşük okul çağındaki gençlerde sık karşılaşılmaktadır. 16 ayrı liseden 7340 öğrenci arasında yapılan bir çalışmada öğrencilerin %5'inde vandalist davranışların gözlendiği bildirilmiştir. Suç oranının genç nüfusta yoğunlaşma nedeni, ergenlik dönemindeki hızlı duygusal ve fizyolojik değişikliklere bağlanabilir. Sivas'ta yapılan bir çalışmada, kamu mallarına zarar verici şiddet davranışlarında bulundukları için farik ve mümeyyizlik muayenesi için gönderilen çocukların çoğunun ailelerinden uzak oldukları belirlenmiştir. Eğitim, ilgi, sevgi ve şefkat gibi değerlerden yoksun, yetişme çağındaki insanların suça eğilimli bir sosyal çevreye itildikleri düşünülebilir. Vandalizmde organik nedenler de araştırılmıştır. Nörolojik bir rahatsızlık olan Tourette Sendromu'nda vandalist davranışlara rastlanabileceği, organik beyin hastalığı olan 75 yaşında bir erkeğin telefon sistemine vandalist davranışlarının olduğu belirtilmiştir. Batı ülkelerinde yapılan çalışmalarda, vandalizmin uygun eğitim ve psikiyatrik tedavi ile düzeltilebilir bir davranış olduğu belirtilmektedir. Bu kişilerin tedavisinin yanında, ailesiyle birlikte davranış eğitim programlarının düzenlenmesi gerekmektedir. Sosyal katmanlar arasında derin farklılıkların olduğu, sağlıksız kentleşme sürecinin yaşandığı ülkemizde; sözcük olarak bile çok iyi bilinmeyen vandalizm konusunda bilgi edinilmesi, ileride daha büyük sorunlara neden olmadan kapsamlı olarak araştırılması, çözüm önerilerinin üretilmesi gerekmektedir....


Dr. Bora Boz*, Dr. Fatma Yücel Beyaztaş*** * Öğr. Gör.; Cumhuriyet Ü. Tıp Fak. Adli Tıp AD, ** Yrd. Doç.; Cumhuriyet Ü. Tıp Fak. Adli Tıp AD,Kaynaklar1- Boz B, Yücel F, Kuğu N, Özdemir L. Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 1997-1999 yıllarında farik ve mümeyyizlik muayenesi yapılan olguların değerlendirilmesi. Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 21(4): 233-6, 1999.2- Coakley D, Woodford WE. Effects of burglary and vandalism on the health of old people. Lancet 17;2(8151):1066-7, 1979.3- Goldstein RB, Powers SI, McCusker J, Mundt KA, Lewis BF, Bigelow C. Gender differences in manifestations of antisocial personality disorder among residential drug abuse treatment clients. Drug Alcol-Depend 41(1): 35-45, 1996............................


Evet, hepimizin, hayatımızın bir döneminde "Bazen Sıklıkla" karşılaştığı bir durumdur, Vandalizm..... Karşıtı olduğu sisteme kin kusma, ve o sistemin uzantısı olarak gördüğü herşeye "Nesnelere" zarar verme iç güdüsü olarak ta görülebilir... Ben kendi adıma, aile ilgisizliği içinde büyümüş olmama rağmen, hiç bir zaman böyle bir vandallık yaşamadım. Ama aile dışındaki yetiştiğim çevrenin de bunda etkisi olduğunu kabul etmeliyim, ayrıca arkadaşlarımı ve dostlarımı seçerken titiz davranmamın bir ödülü olsa gerek. ""Hayattan hergün güzel bir şeyler öğrenebilmenin haz'zını yakalamakla ve kendini eğitmekle ilgili bir olgu bu"" Toplumu çok rahatsız eden bu derdin, yaşadığımız böyle bir sistemin içinde hiç bir zaman çözülemeyeceğini düşünmekteyim, bu da, daha acı sonuçlar yaşayacağımızın, bir göstergesi gibi, ve çok üzücü, çevremize, yakınlarımıza baktığımızda vandallıktan zarar görmemiş pek kimse kalmamıştır........


1992 nin başında Hollanda'ya yerleştiğimde, televizyonun Hollanda kanallarında, reklam aralarında bu konuyla ilgili, kısa bir fragman film yayınlanırdı, şöyleydi... Deri montları zincirlerle süslü olan üç genç, ellerinde beyzbol sopalarıyla, sokaklarda arabalara, otobüs duraklarına, mağaza camlarına zarar veriyordu, yalnız bu kısa filmde kamera, direk olarak bu deri montlu gençlerin ellerindeki beyzbol sopalarına ve verdikleri zarara odaklanmıştı, ve bu vandalistler kırıp dökme eylemini bitirdiklerinde, büyük bir zafer kazanmış edalarıyla birbirlerine bakıyor, ve birbirlerine sarılarak arkalarını dönüp yürüyüp gidiyorlardı, ve işte tam o an kamera o görüntüyü bütünüyle alıyor, ve yaşanan bu anlamsız denyoluğun sebebini bize gösteriyordu. O üç gencin altında pantalon yoktu ve altları çocuk bezi ile bağlanmıştı. Bence olayın en güzel açıklaması buydu.... ""üçüde deri montluydu, ama deri montu veya başka bir giysiyi bu işe karıştırmamak lazım geldiğine inanıyorum, çünkü, içinde böyle vandallık hastalığına yakalanmış kişiler olmadan hiç bir giysi böyle bir zarar veremez dimi:))""

Bundan bir ay kadar önce iki haftalığına, Hamburg'a "Almanya" teyzemi ziyarete gittim, kendisi moda ile ilgili işlerle uğraşır. ""Aile içinde bana en yakın olan kişidir, ve tüm çocukluk ve gençliğimin ilk yıllarının sıkı eğitimini aldığım tek insandır diyebilirim"" son derece bakımlı ve çok güzel bir kadındır teyzem, hatta bazen teyzem olduğu için, ona asılamamanın verdiği üzüntüyü yaşadığım da olmuştur:)) Amacım onu, ve orda sevdiğim bir dostum olan deniz'i ziyaret etmek hoşça vakit geçirmekti, öyle de oldu. Teyzemle çok güzel takıldık, sohbet ettik, her sabah teyzemin iş yerine birlikte gitmek akşam birlikte dönmek, ""bu arada söylemek istiyorum, teyzemin yanında çalışan 25 yaşlarında Niman adında Afgan bir genç var, beni her gördüğünde, Erkan vallah ben seni çok özlemek var, der. Beni senede bir falan görür, çözemedim ya neyse, seviyodur beni heralde:))"" ev sohbetleri, akşam firarları, birlikte dans salonlarına gitmek, teyzemle dans etmek, sinemaya gitmek, çarşı alışverişleri, hatta evde birlikte yemek yapmalar, gerçekten güzeldi, onu çok özlemiş olduğumu daha iyi anladım... Bir akşam Deniz de Alman bir kız olan sevgilisiyle bize yemeğe geldi hoş sohbet bir gece geçirdik...

Teyzem iş yerindeyken, bazen ben Deniz ile birlikte Hamburg'u dolaştım, birlikte ikinci dünya savaşından kalma bunker'ları "sığınaklar" gezdik, savaş karşıtı bir insan olduğum için bunlardan söz etmek istemiyorum, sonra Hamburg limanına indik, burda yaptıkları bir olayı gülerek anlattı bana, birlikte güldük, güzel ve koyu sohbetler yaptık. Deniz son derece keyifli sohbetleri olan, teyzem sayesinde yaklaşık on üç yıldır tanıdığım, iyi bir dost, ve sıkı bir solcu, şimdi burda pedagog'luk yapıyor işin eğitimini görmüş biri. Problemli çocukların kaldığı bir eğitim kampında çalışıyor, onlara eğitim veriyor, ayrıca spor eğitimi de veriyor..Deniz'le bir İtalyan cafesinde oturduk, hem Latte Macchiato ""Su bardağı gibi büyük bir bardakta sunulan, bir İtalyan kahvesi, 25 ml soğuk sütü bardağa koyup, üstüne 150 ml sıcak sütü çok yavaş ve dikkatle krema köpüğü ile yavaşça çırparak karıştırıp bir fincan espresso yu da içine yavaşça dökerek hazırlanıyor"" içiyoruz "" ben ilk defa içtim güzeldi"" ve bir yandan da sohbet ediyoruz, ona Arzu'nun bana yazılarımı yazmam için bir blog açtığını, ve arada orda bir şeyler yazdığımı anlattığımda çok sevindi, pedagog olduğu için ona vandalizm le ilgili bir şeyler yazacağımdan söz ettim, bunu üzerine konuştuk bana bu konuda başından geçen küçük ama aslında önemli bir olayı anlattı, bende o olayı burda bloğumda dostlarımla paylaşacağımı söyledim sevindi....

Deniz'in eğitim verdiği 9-10 yaş gurubu çocukların yaptığı vandallıktan söz etti, akşamları yatak çarşaflarını birbirlerine bağlayıp, camdan kaçmaları ve kampta çalışanların arabalarına, hatta etraftaki nesnelere nasıl zarar verdiklerini anlattı, ve bu çocukları örgütleyen işin elebaşısı çocuğu bir gün böyle bir suç işlerken yakaladığından söz etti, sonra ne oldu diye sordum, o da bana o çocukla aralarında geçen diyalogdan söz etti, olay şu, çocuğu suç işlerken yakaladıktan sonra onu bürosuna almış karşılıklı oturmuşlar ve Deniz ona şöyle demiş, sana ceza vermicem ama bütün bunları neden yapıyorsun, sana ait olmayan şeylere zarar vermekten ne zevk alıyorsun, sadece bunu merak ediyorum. Çocuğun verdiği cevapsa şu, ""Sana ne zevk aldığımı anlatsam bile ne anlıyacaksın ki, sen çocuk değilsin""........

Olayın en güzel özeti de bu bence;

Ben de diyorum ki, çocuklarımıza daha fazla zaman ayıralım, onlarla daha güzel vakit geçirelim, ilgimizi sevgimizi onlardan eksik etmeyelim, onlar bizim geleceğimiz....
Unutmayalım ki, Mustafa Kemal ATATÜRK tüm Dünya çocuklarına bir bayram armağan etti, çocuklara vermemiz gereken önemin bir belgesi gibi bu....

Çocuklarımızı sevelim...............

Erkan...........................................


posted by Zen Kaçığı at 3:32 PM


7 Comments:

oyunlarla yasayanlar said...

Evet, siddete yonelmek bir eksiklik. birseyleri eksik yasamislik ve ta psikolojik derinliklerden gelen sagliksiz bir disavurum. kisinin nevrotiklik oraninin yuksek olmasi vs. bu bir hastalik, hemde kotu hastalik. benden uzak dursun, yanimdan gecmesin. yakip yikmak mesele degil , karakterimizide yakip yikabiliriz ama saglikli bir karakter olusturmak omrumuzu alabilir. bu noktada cocuklugumuz cok onemli. anne-babamizin bizi yetistirme sekli tamamiyla onlarin bilgilerine bagliydi. goruluyorki vandalizm denilen sey 21.yy da uzerinde durulmasi gereken cok onemli bir terim cocuk yetistirirken. anne-babalarda kendini yetistirmeli. bu konuda bilgilendirdigin icin tesekkurler iyi ettin. bu arada 23 nisan cocuk bayramini kutlarim cocuklarin. guzel bir amaca hitab eden boyle bir bayram ancak Ataturk gibi bir dehanin aklina gelirdi.diye dusunuyorum. sevgilerimle.

12:24 PM


ertan said...

Bir düz yazı şiirine "Suçtan uzak bir eğlenme fikri vermek istiyorum" diye başlıyor, Baudelaire, ve ekliyor "suçtan uzak eğlenceler o kadar az ki".... Ben de çok masum değilim aslında bu konuda:))) Seçkin İşkembenin yanındaki İstasyon Otelinin çatı katında güvercin yakalıyoruz, sene 1975.......yok anlatmıcam:)))

3:27 AM


Zen Kaçığı said...

Yanına gelirsem anlatırmısın Ertan, gerçi senin hikayelerin, silahlı eşkiyalara benzer, dinleyenleri kanaatlerinden eder:)) Yinede dinlemek istiyorum.... Bide bana lütfen Seçkin'den söz etme, işkembem kıpırdanıyor. Tabi senin için kolay anlatmak, yaşamaya alışmışsın, Seçkin'in yemeklerini sayıp dökme bana. 1400 yaşında İskoçya'lı bir ölümsüz olduğunu, kafanı kılıçla kesmedikleri sürece ölemeyeceğini saklayamazsın benden, hem hangi uşağın ömrü yeter ki seninle yaşamaya.. ss

Erkan.................

Buradan, Bu kül rengi düzenden uzakta,
Fenikeli martılar olmalı Sevişen,
Sevişmeyi düşünmeden........

C.Çapan

8:28 AM


R. said...

Ya bu yaz gelince benide götürün Seckin'e, bende az pilav ve arnavut ciğeri istiyorum... bol soğanlı mmmm... Valdalizm hmmm bilemiyorum... devletin malına, özel mülke zarar vermeye gelince adı vandallık oluyor... ama yıkıp döktüğümüz o kadar çok şey var ki... yaramaz kızdım bende... Aykut'la Değirmendere'de o sevimli uçuçböceciklerine yaptıklarıma hala inanamıyorum... Utanç verici... şimdilerde ise yine pek uslanmış sayılmam... hafta sonları deniz'le uçuçböceklerini topluyoruz, kavanoza koyuyoruz... ama zarar vermek yok onada öğretiyorum... yan yana gelince onlar hemen sevişmeye başlıyorlar... rahatsız etmeden seyredip...işlerini bitince salıyoruz... Küçük bir hizmet vermiş oluyoruz aslında dimi?

4:56 AM


Zen Kaçığı said...

Hadi ya seçkin'e gidelim, yalayıp yutalım ne varsa.... Arzu benide bir kavanoza kapatın artık ya.. Arzucum arnavut ciğerli pilavın benden, ama o saatte, yani gece gidersek, çocuklar gelemez eee ben Ebru ile geliyorum ne olucak, Arzu be Deniz'i biz dönene kadar yalnız olarak kavanoza kapatabiliriz dimi:))) Yoksa içim rahat etmez aklım evde kalır...........

Bekleyin geliyorum looo
Yine yeşilyurt tenis kulübünde o ihtiyar akordeoncu ile masamızda huyzuz ve tatlı kadın çaldıralım, oldumu ..........

Öpüldünüz hepiniz....

8:53 AM


ertan said...

Eğer yanıma gelirsen........

1:17 PM


Zen Kaçığı said...

Bu güne kadar hep sana geldim Ertan biliyorsun..... ss

9:50 AM

No comments: