
Mutfaklar!!!!! Ne kadar önemi vardır hayatımızda, ve ne kadar yaşarız mutfakları, sadece acıkınca mı hatırlarız yoksa... Bizde No.... Önemlidir bizim için mutfaklar. Yaşam mekanımız gibidir, çıkılmaz ordan yatana kadar, neler döner, neler paylaşılır, neler konuşulur. Politikacılar meclislerde yada büyük salonlarda tartışır sorunları, biz mutfakta, öğrenciler okullarda öğrenirler, biz mutfakta master yaparız. Aşıklar, sayfiye yerlerinde, sahillerde, grubu seyrederken öğrenir romantizmi, sevmeyi, biz mutfakta. Yani önemlidir mutfak bizim için.. İnvictus'un tapınakları gibi, Hattuşaş gibi, önemlidir. Pandora'nın merakıyla dinleriz öğreniriz mutfakta... Eğer tezgahın üzerinde, en incesinden kesilmiş çeşitli peynirler, yanında rakı ve çalışma kağıtları varsa, esas çocuk tezgahını kurmuştur çoktan. En baba caz'ların blues'ların döndüğü üç adım mesafedeki lap top a gider gelir, fırtlar.. Ohh yarasın.. Gündüz yaşadığı tüm mahkemelerden beraat etmişse eğer, ve üstelik hoş kokular yayılıyorsa mutfaktan, esas kız da evdedir.. Ve o bizim herşeyimizdir... Ve koyu sohbetler başlar, deli doktorlar gelir, akıllı hemşireler kaçar. Baudelaire, Benjamin, Melville ve vs vs ler dolanır durur. Dervişle dans gibidir sohbetler... Bir de küçük bir balkonu vardır mutfağımızın, küçüktür. Esas kızın gözü gibi baktığı çiçeklere deymeden geçemezsin.. Bu küçük balkonda, en içten sohbetler ve en gizli konuşmalar yapılır, fısıldanır yavaşça, ama bu fısıltılarda, aşk vardır, sevgi vardır, dostça paylaşılan, yormadan.... Üçüncü bir şahıs oturduğunda, sığmaz, yarısı balkonda yarısı mutfakta kalır, ama asla bölünmez...... Balkondan fısıltılar yayılmaz içeri, açık camdan uçar giderler, pazar meydanına doğru, o kadar yumuşaktır ki bu fısıltılar, karşı tepelere çarptıklarında, geri dönecek güçleri kalmaz, dağılırlar havaya, ama kaybolmazlar asla.. Nikomedya'nın kokusu dolar camdan içeri, sohbet sürer, sigaralar tüttürülür. Pelesenk kokulu akşamlarda, laterna dinlemek gibidir o anlar. Severiz mutfağımızı, balkonumuzu, onlar da bizi sever eminim. Bu mutfak Yahya Kaptan'dadır. Her kaptanın olduğu gibi, bir de Deniz'i vardır bu kaptanın."Mare Nostrum" en babasıdır Deniz'lerin en güzeli, en yakışıklısından. Ama komik Arzu'ları vardır bizim Deniz'in, hem de en komiğinden, fakat çok sever komik Arzu'larını, hiç vazgeçmez sevmekten, bizim gibi, bizim Arzu'larımız gibi. Yani severiz mutfağımızı, balkonumuzu, Arzu'larımızı Deniz'lerimizi, Kaptan'larımızı ve hiç vaz geçmeyiz sevmekten......
Bunları size niye mi anlattım...
Hiiiç öylesine.
Ben kimmiyim...
Miço, sadece bir miço...
Hadi bu kadar yeter, neredeyse sabah olacak, uyuyup güzel düşler görmek istiyorum...
Hem siz zaten nereden bileceksiniz ki,
OREGON'un KARA BİZON'larını....
THE END...
Erkan....................................
posted by Zen Kaçığı at 4:19 PM
4 Comments:
ertan said...
Senin kim ve ne olduğunla ilgili ışığın gölgesi var bu yazıda. O gölgeyle bile aydınlatıyorsun ayın karanlık yüzünü, saç ışıklarını aydınlansın gün görmemiş köşeleri ruhlarımızın.....
Teşekkürler....
1:38 AM
ertan said...
Yazmanı daha çok yazmanı istiyorum..... Aramızda ise tek gerçek şu:‘’KİMSİN SEN....!!’’ diye sordu aynı anda üç yüz ses birden, en yakındaki hortlakların ellerindeki yirmi kılıç yanıp sönerken.
‘’EGO SUM QOİ SUM..! ’’ dedi.
( NEYSEM OYUM )
1:42 AM
R. said...
Evet yakışıklı miçocum, durdun durdun ama patladı işte... Kızıyordum sana blogu açtırdın bana elini sürmedin sonra... Evet demek böyle ağır ağır, sağlam sağlam gelecekmişsin... Harika bir yazı olmuş, inanılmaz keyif aldım okurken..."muftağımız" daha iyi anlatılabilir mi, hiç sanmıyorum! Kim ve/veya kimler olduğumuzla ilgili olarak Ertan'ın söylediklerine katılıyorum... Neysek oyuz biz...
3:08 AM
Zen Kaçığı said...
Arzu'cum sayende siteyi kurduk inşaata başladık hadi hayırlısı. güzel yorumun için saol, seni çok seviyorum...... Ertan, ah Ertan ah, ne diyim sana, yorumunu okurken, sazlıklardan havalanan, bir ördek gibi, şaşkın, kararsız bakıyorum. Ve sen bir gökkuşağı kadar, gizemli ve güzelsin, rengarenk ve hiç kaybolmayacak, biliyorum. SENSİZ BEN YOLUMU BULAMAM. Ah haykırmak istiyorum ama hıçkırıklar düğümleniyor boğazıma, konuşamıyorum.........ss
6:51 AM

No comments:
Post a Comment